Özü Hatırlamak
ÖĞRENCI YAZILARI
Tülay Kalafat


“Bazen dışarıdaki telaş diner de insan en çok kendi içinde savrulur.
Bu satırlar, yolda durup kendi özüme tuttuğum bir aynadır…”
“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”
Şeyh Gâlib Üstadımız dizelerinde; “Ey insan evladı! Kendine saygıyla, hürmetle yaklaş; çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü olan insansın” demek istiyor
Sahi, varlığının ve özünün farkında mısın dostum? Yoksa adına yaşam dediğimiz bu hayatta yalnızca nefes alıp vererek, savrula savrula yaşadığını mı sanırsın? Her yere, herkese koşup da bir tek kendi içindeki o yola varmaz mısın?
Gel, hatırla sahip olduklarını... Bak, oksijen alıyorsun. Yazdıklarımı görüyorsun, okuyabiliyorsun. Kendi ellerinle açtın bu sayfayı; parmak uçlarına kadar bir düşün, zihninden geçirdiğin an nasıl da itaat edip oynadı parmakların? Bunlar bugün sana birer lütuf olarak bahşedilmedi mi? Şükretme vaktin hâlâ gelmedi mi? Kendini, sevdiklerini, evini ve daha sayamadığım binlerce nimeti düşün... Sen kâinatın özü değil misin? Yüceler yücesi Rabbin her bir organını senin için lütfetmedi mi? En küçük parmak hücren için bile durup teşekkür ettin mi bugün? Hâlâ vaktin var; her zerremizi bize bağışlayıp yaşama imkânı veren Mevlâ’ya hamdolsun.
Hayat yolunda çok kıymet verdiğim biri bir gün şöyle bir hatırlatmada bulunmuştu: “Bir yolda yürüyorsun; sağ tarafı rengârenk bir çiçek bahçesi, sol tarafı ise taş ve beton yığını... Sen hep sağ tarafı düşün, oraya bakmaya özen göster” demişti.
Sonra kendi kendime düşündüm: Hepimizde vardır ya hani, önümüze bir taş koyulunca gözümüz başka hiçbir şey görmez, sadece o taşa kilitleniriz. Oysa başımızı bir kaldırsak, belki de az ileride muazzam bir manzara bizi bekliyor. O yol seni oraya kadar getirmiş “Kaldır başını da etrafına bak; şükredecek binlerce güzellik varken beni gözünde bu kadar büyütme” demek istiyor.
Gaflete düşüp de etrafımızdaki güzellikleri kendimizden mahrum etmeyelim. Düğüm olmuş meselelere kendi elimizle bir düğüm daha atmayalım. Gel, o kalkmayacak olan, geçmişinde elbet izi kalmış o taşın etrafını bir çiçek bahçesine çevirelim.
Sonuçta gölgelenip gidecek bir misafirsin. Bir yere misafirliğe gittiğinde önüne ikram edilene teşekkür edersin de, Rabbinin misafiri olduğun şu dünyada sana verilenlere şükretmez misin? Gel; sabredip, şükredip, tevekkül edelim birlikte. Huzura ersin kalbgâhımız. Taş yığınına çevirmek yerine yeşert o taşın etrafını... Rabbin ile yeşert dostum.
Bu iç yolculuğumuzda son aynayı Yunus Emre Üstadım tutsun özümüze.
“Bu dünyanın meseli bir ulu şara benzer
Veli bizim ömrümüz bir tiz pazara benzer
Her kim bu şara geldi bir lahza karar kıldı
Geri dönüp gitmesi gelmez sefere benzer”
Yunus Emre Üstadımın kelamında dünya koca bir şehir, hayatımız ise çabucak bitiveren telaşlı bir pazar yeri. O pazarda ancak bir an mola veriyor, sonra da dönülmez bir sefere çıkıyoruz.
Peki biz nereye gidiyoruz? Niçin geri dönmüyoruz? Gel düşün dostum; geri dönmeyeceğimiz bir dünyayı, neden gideceğimiz asıl yurttan daha çok dert ediniyoruz?
Düşün ki, kendi içindeki o asıl özüne varabilesin.
Yolun da kalbin de selâmette kalsın…
İletişim
Sosyal Medyadan Takip Etmeyi Unutmayınız.
Akademisyenler İçİn yazı İletİşİm Adresİ :
öğrencİler İçİn Yazı İletİşİm Adresİ :
mehmetnadir72@gmail.com
© 2025. All rights reserved.
ibisosman250@gmail.com
Yazı ve şiirlerde yer alan metinlerin ilmi, akademik, dil, yazım, hukuki, üslup ve etik sorumluluğu yazarlarına aittir.